Böyle Bir Sevmek Kimin Eseri?
Giriş: Aşkın Nereye Gittiğini Bilmiyorum
Kayseri’de, o kış akşamı, sokaklarda yürürken bir anda aklıma geldi: Böyle bir sevmek kimin eseri? O kadar derin, o kadar gerçekti ki, bu sorunun cevabını bulmak kolay değildi. Sevmek, bir anda her şeyi en yoğun haliyle hissetmekti. Her adımda biraz daha yakın olmak, her bakışta biraz daha kaybolmak… Ama sonra bir an geldi, bu sevdanın bir eseri olup olmadığını düşünmeye başladım. Gerçekten, kimin eseri?
O akşam, havada hafif bir soğuk vardı ve ışıklar biraz daha solgundu. İçimdeki duygular o kadar karışıktı ki. Bir taraftan heyecan, bir taraftan korku, bir taraftan da derin bir hayal kırıklığı… Bütün bu duyguları, bir araya getirip sana anlatabilmek için de doğru kelimeleri bulmak zor. Ama en azından şimdi, sana yazıyorum.
İlk Görüş: Aşkın Başlangıcı
Her şey aslında çok basit bir şekilde başlamıştı. Bir arkadaşımın tavsiyesiyle, bir kafeye gitmiştim. Kayseri’nin eski mahallelerinden birinde, taş binaların arasına sıkışmış bir yerdi. İnsanlar, garip bir şekilde sakin ama bir o kadar da huzurluydu. O gün, seninle karşılaşacağımı bilmeden oraya oturmuştum.
Odaya girdiğinde, arka planda çalan müzikle bir anda tüm sesler silindi. Sadece senin sesin ve gülüşün vardı. O an, bir şeylerin değiştiğini fark ettim. Sanki zamana karşı koyuyordum. Ama tabii ki, ilk başlarda ne hissettiğimi tam olarak bilemedim. Bir yandan içimde bir heyecan vardı, bir yandan da her şeyin biraz olsun hızlıca gelişmesinden korkuyordum.
Böyle bir sevmek, insanı korkutuyor, değil mi? Korku, belki de sevmenin en büyük parçasıdır. İnsan, birini sevdiğinde, ona kendini açmak zorunda kalır. Ama tam da bu noktada, Böyle bir sevmek kimin eseri? sorusu takılır kafama. Sevgiyi, aşkı, bir başkasına duyduğun derin bağlılığı bir insan yaratabilir mi? Yoksa aşk, bir yerde var olan bir şey mi, sadece keşfedilmesi gereken?
İkinci Sahne: Derinleşen Bağlar ve Kırıklar
Bir süre sonra, seninle daha çok vakit geçirmeye başladık. Her sohbet, bir diğerini aratmıyor, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordum. Ama her güzel şeyin sonu da vardı, değil mi? İşte o an, aşkın ve sevdanın gerçekte ne olduğunu anlamaya başladım. Çünkü bazen, insan sevdiği kişiyle birlikte olmanın bir anlamı olmadığını fark edebiliyor.
Bazen, sevda yavaşça yerleşiyor insana. Her şey güzel, her şey doğru gibi görünürken, bir anlık farkındalıkla bütün denge kayboluyor. Ne kadar seversen sev, bir şeyler eksik kalır, bir şeyler yanlış gider. Ama insan yine de seviyor, çünkü sevmenin ve kırılmanın anlamı bu. Bunu da hepimizin bildiği o eski sözde buluyoruz: Sevmenin her hali güzeldir, ama acısı en güzel olandır.
İçimde bir kırıklık oluştu. Çünkü bazen, sevdanın anlamı, acıyla birleşir. Bu bağ, her an yıkılmaya hazır bir çelik ip gibi hissediliyor. Ama ne olursa olsun, bir şekilde bu hissi seviyorsun. Çünkü bu, seni bir adım daha olgunlaştırıyor. Böyle bir sevmek kimin eseri? diye sordum kendi kendime. Acaba bir kişi, diğerini bu kadar derinden sevebilir mi? Ya da belki de bu sevda, bir çeşit doğanın, evrenin eseri olabilir?
Üçüncü Sahne: Kapanış, Ama Hala Aşk
Bir süre sonra, işler karmaşıklaştı. Sözler, duygular birbirine karıştı. Gözlerindeki derinlik, bir zamanlar bana umut verirdi. Ama şimdi bir şeyler kaybolmuş gibiydi. Sevmenin zorluğu, zamanla ilişkiye girdi. Bir an, her şeyin farklı olmasını diledim. Ama sonra, bir anda fark ettim ki: sevmenin gerçek anlamı, belki de en çok kaybetmekteydi.
Kapanışı yapmam gerektiğini biliyordum. Belki de bir gün, daha büyük bir aşkla seveceğim. Ama işte o zaman, Böyle bir sevmek kimin eseri? diye sordum, bir kez daha. O kadar çok kez kırıldım, o kadar çok kez sevginin ne olduğunu anlamaya çalıştım ki. Ama bir şekilde, her şeye rağmen, hala seviyorum. Sevmenin, büyümenin, kaybetmenin ve yeniden başlamak zorunda kalmanın güzelliğiyle.
Bir zamanlar, bana “Böyle bir sevmek kimin eseri?” diye sorulsa, belki cevabım “Kendi eserim” olurdu. Ama şimdi, geriye bakınca, “Böyle bir sevmek, her şeyin ve herkesin eseri,” diyorum. O kadar karmaşık, o kadar derin ki… Aşkın, duyguların, umutların ve hayal kırıklıklarının eseri olduğunu düşünüyorum.