Kuvvet Nedir? Kayseri’de Bir Çocukluğun Anılarıyla Düşüncelerim
Bir Bahar Sabahı, İlk Deneyim
Bazen, hayatın en basit anları bile kalbinde büyük bir yankı bırakır. Hani o anları zaman içinde unutmazsınız, bir köşe başında durmuş gibi hatırlarsınız. Kayseri’nin sıcak ve parlak bahar sabahlarından birinde, 8 yaşımdayken sınıf öğretmenim, “Kuvvet nedir?” diye sormuştu. O gün, öğretmenimden gelen bu soruyla, aslında hayatımda çok şeyin değişeceğini fark etmeye başlamıştım. Sadece fiziksel bir kuvvet değil, duygusal kuvvetin de ne demek olduğunu o an öğrenmiştim.
Kuvvetin ne olduğunu anlamam için önce biraz zaman geçmesi gerekti. Sınıf arkadaşlarım ellerini havaya kaldırırken, ben gözlerimle onlara bakıyor, düşüncelerimde bir yerlere kayboluyordum. O kadar ilginçti ki, öğretmenimin sesindeki ton, hepimizin kafasında bir şimşek gibi çakan düşüncelerle birleşmişti. Kuvvet, yalnızca bir şeyin hareket etmesini sağlamak değilmiş. Kuvvet, aynı zamanda bir insanın içindeki kararlılıktı. Hedefe ulaşmak için göstereceğiniz çaba, yılların birikimiyle şekillenen bir duyguymuş meğer.
O Gün, Kayseri’nin Sıcak Sokaklarında
Okuldan sonra, Kayseri’nin sıcak sokaklarında arkadaşlarımla koşarak eve dönerken, kafamda o soruyu yine tekrar ediyordum: Kuvvet nedir? O günden sonra, bu soru bana hep farklı bir biçimde sorulmuş gibi gelmişti. Kuvvetin ne olduğunu öğrenmek için, fiziksel olarak bir şeyi itmenin ötesinde, insanın içsel gücüne odaklanmam gerektiğini fark ettim. O an Kayseri’nin ara sokaklarında arkadaşlarımla birlikte koşarken, sadece bedenim değil, kalbim de hızla atıyordu. Heyecandan değil; aslında hayatın bana her gün sunduğu küçük engellere karşı bir şeyler yapmak için duyduğum bir içsel kuvvetti.
Duygularım biraz karışıktı; hem mutluydum, hem de bir yandan bir şeylerin eksik olduğunu hissediyordum. O eski Kayseri sokaklarında çocukluğumun başındaki heyecanla koşarken, kuvvetin içsel bir şey olduğunu daha iyi anlıyordum. Evet, dışarıdaki kuvvet de önemli, ama insanın içindeki kuvvetin daha önemli olduğunu keşfetmek benim için çok daha değerli bir deneyim olmuştu.
Öğretmenin Söyledikleri, Günlüklerime Yansıdı
Gece yatağımda, Kayseri’nin hafif rüzgârını duyarak uyumadan önce, düşündüğüm tek şey öğretmenimin söyledikleriydi. Gerçekten de kuvvet, sadece bir fiziksel güç değilmiş. Öğretmenimin dediği gibi, “Kuvvet, bir nesneyi harekete geçirme gücüdür, ama asıl kuvvet, insanın kendi hedeflerine ulaşmak için gösterdiği çaba ve azimdir.” O günden sonra, fiziksel kuvveti ve içsel kuvveti birbirinden ayırarak yaşamaya başladım.
İçsel kuvvetimi keşfetmek, bana hayatımda pek çok şeyi değiştirme cesareti verdi. Bu düşüncelerim, günlüklerime yansıdı. Hatta her gün yazdıklarımda daha da büyüdü. Kuvvetin bir anlamda, duygu ve düşüncelerle şekillenen bir güç olduğunu anlamaya başladım. O yüzden günlüklerime yazdıklarımda her zaman ‘kuvvet’ kelimesi bir yerlerde yer alır oldu.
O Gün, Bir Çocuk Ve Kuvvetin Yeni Bir Boyutu
Yıllar geçtikçe, Kayseri’deki o çocukluğumun sokaklarında koşturduğum günlerin yerini, yeni bir ben aldı. Artık 25 yaşındaydım, ama hala o eski halimi hatırlıyor ve duygularımın içindeki kuvveti hissedebiliyordum. O gün, Kayseri’nin yeni bir yerinde yürürken, bir çocuğun düştüğünü gördüm. Çocuk, hızla yere düşmüş ve acı içinde kalkmaya çalışıyordu. Ama işte orada, küçük bir şey fark ettim: Çocuk yerden kalkarken, içindeki kuvvetiyle hareket ediyordu.
O an, kuvvetin sadece fiziksel değil, duygusal ve içsel bir şey olduğunu bir kez daha hatırladım. Çocuk, düşerken zorlukla yerden kalktı ama hiçbir zaman vazgeçmedi. O düşüşü, hayatta karşımıza çıkacak olan engelleri ve zorlukları simgeliyordu. Bir nesneyi itmek ya da kaldırmak kadar, duygusal kuvveti de kullanmak çok önemliydi. İnsan, yaşamının her anında bir kuvvet sergileyebilir; ama bu kuvvet, sadece bir fiziksel güçten değil, duygusal olarak içinden gelen bir güçten ibarettir.
Kuvvetin İçsel Boyutu
Kuvveti anlamak, sadece fiziksel anlamıyla yetinmek değil, duygusal anlamda da kendi içindeki kuvveti keşfetmek demektir. İnsan, bazen kendini zor bir durumda bulduğunda, hiç beklemediği bir kuvveti içinden çıkarabilir. Tıpkı o çocuk gibi, zaman zaman hepimiz düşeriz; ama kuvvet, düştükten sonra kalkabilmektir. Ve bir şeyin farkına varırım: Gerçek kuvvet, bazen en yavaş hareketlerde bile saklıdır.
Bir gün Kayseri’nin sokaklarında yürürken, bir köpeğin karşısına çıktım. Ne kadar sevimli ve masum görünsede, öylesine güçlüydü ki… Fiziksel kuvveti bir hayvanın bu kadar doğal şekilde gösterdiğini görmek, bir insanın içsel kuvvetini anlamada önemli bir ders oldu. Çünkü o köpek de bir şekilde karşılaştığı engellere karşı güçlüydü. Bu kuvvet, sadece bir şeyin hareket etmesiyle ilgili değil, aynı zamanda bir canlının karşılaştığı her türlü durumu aşabilmesi için gösterdiği direncin gücüydü.
Sonuç
Kayseri’nin o küçük sokaklarında geçirdiğim çocukluk yılları, bana sadece fiziksel kuvveti öğretmedi; aynı zamanda duygusal kuvvetin önemini de gösterdi. Kuvvet, bir şeyin hareket etmesini sağlamak için gereklidir, ama en önemlisi, duygusal gücün sizi taşıyan bir itici güç haline gelmesidir. Her gün yazdığım günlüklerimde hissettiğim duygusal kuvvet, hep yanımda oldu. Bazen düşüp kalkarken, bazen bir çocuğun gözlerinde bir güç görürken, kuvvetin asıl anlamını keşfettim: O, sadece bir şeyin harekete geçmesi değil; aynı zamanda yavaşlayıp derin bir nefes alabilmektir.
Kuvveti anlamak, hem dışarıdaki dünyaya hem de iç dünyama dair bir keşifti. Kayseri’nin sokaklarında, düşen her çocuk gibi, bazen hepimiz düşeriz. Ama kuvvet, sadece fiziksel bir şeyin hareketini sağlamak değil; hayatta her şeye karşı gösterdiğimiz içsel direncimizdir.