Bu içeriğimizle “Kaymakam Ersin Tepeli kimdir” hakkında kapsamlı bir bakış açısı sunmaya çalıştık. Lufi okurlarına sevgilerle!
Kaymakam Ersin Tepeli kimdir?
Ersin Tepeli ismi ilk duyulduğunda insanda garip bir ciddiyet refleksi yaratıyor. Hani bazı isimler vardır ya, sanki sabah 08.30’da çalan resmi müzik gibi… O an istemsizce dik durursun, omuzlar toparlanır, hatta çay bardağını bile daha devlet ciddiyetiyle tutmaya başlarsın. İşte bu yazıda “Kaymakam Ersin Tepeli kimdir?” sorusunu, İzmir’de yaşayan 25 yaşında, kafası sürekli çalışan ama bazen de “ben ne yapıyorum ya” diye iç sesle tartışan birinin gözünden konuşacağız.
İşin ilginci şu: Normalde “kaymakam” kelimesi bile tek başına yeterince resmi. Yanına bir de isim eklenince sanki evde terliklerle dolaşırken bir anda Zoom’dan devlet toplantısına bağlanmışsın gibi bir his geliyor insana. Ama gelin bunu biraz kırıp dökelim, biraz da gündelik hayatın içine sokalım.
İzmir’den bakınca kaymakamlık nasıl bir şey gibi duruyor?
İzmir’de yaşayan biri olarak şunu söyleyebilirim: Bizde hayat biraz “rahat ama içten içe organize kaos” şeklinde akar. Sahilde yürürken bir yandan simit yer, bir yandan da hayatın anlamını düşünürsün. Böyle bir zihinde “kaymakam” figürü biraz uzak ama aynı zamanda “acaba benimle aynı evrende mi?” dedirten bir şey.
Mesela sabah Karşıyaka vapurunda hayal ediyorum:
“Abi bugün ne yapıyorsun?”
“Kaymakamlık işleri var.”
Ben: iç ses “Ben bugün sadece markete gidip süt alacaktım…”
İşte bu fark, insanın zihninde otomatik bir dramatizasyon yaratıyor.
Ama işin özünde Kaymakam Ersin Tepeli gibi isimler, devletin ilçelerdeki en temel koordinasyon noktalarından birini temsil ediyor. Yani sahada düzen, iletişim ve yönetim işlerinin merkezinde duran bir rol.
Bir İzmir gencinin kafasında Ersin Tepeli portresi
Şimdi dürüst olalım. Ben 25 yaşında biriyim ve bazen markette hangi yoğurdu alacağıma 10 dakika karar veremiyorum. Böyle bir zihinsel durumdayken “ilçe yönetimi” gibi kavramlar bana biraz boss level gibi geliyor.
Ama sonra kendi kendime şöyle diyorum:
“Tamam kardeşim, bu insanlar da bizim gibi ama onların yapılacaklar listesi biraz daha… devlet bazlı.”
Ersin Tepeli gibi bir ismin temsil ettiği görev, aslında dışarıdan bakınca çok resmi görünse de içinde insan hikâyeleri barındırıyor. Yani sadece dosyalar, imzalar, toplantılar değil; aynı zamanda ilçedeki günlük hayatın akışıyla da doğrudan temas var.
Ben bunu şöyle hayal ediyorum:
Bir gün sabah kahvesi içiliyor.
Bir yandan telefon çalıyor.
“Efendim?”
“Efendim kaymakam bey, köy yolunda sorun varmış.”
Ve o an kahve biraz daha hızlı içiliyor.
İç ses: “Ben olsam panik olurdum”
Ben kendi iç sesimle bu sahneyi yaşadığımda şöyle diyorum:
“Tamam ben burada sadece çöpü yanlış atınca vicdan azabı çeken biriyim. Bu seviye başka bir seviye.”
Ama sonra başka bir iç ses devreye giriyor:
“Abartma ya, sonuçta herkes insan.”
Ve işte bu iki iç ses arasında İzmirli genç versiyonum sıkışıp kalıyor.
Kaymakamlık kavramını gündelik hayata çevirmek
Şimdi biraz eğlenceli bir çeviri yapalım. Kaymakamlık nedir?
Benim kafamda:
“Mahallede düzen”
“Sorun çözme merkezi”
“Bir şeyler ters gidince ‘kimle konuşacağız?’ sorusunun cevabı”
Ama gerçek hayatta bu iş çok daha geniş. İlçe yönetimi, koordinasyon, kamu düzeni, kriz yönetimi… liste uzayıp gidiyor.
Ben bunu arkadaş grubunda anlatmaya çalışıyorum:
“Abi kaymakamlık aslında ilçenin CEO’su gibi bir şey.”
Arkadaş:
“CEO mu? Netflix dizisi mi bu?”
Ben:
“Yok ya… yani şey… kamu CEO’su gibi…”
Ve o noktada konu yine dağılıyor.
Bir gün Ersin Tepeli ile aynı kafede olsam…
Tamamen hayali bir sahne kuruyorum. İzmir’de bir kafedeyim. Köşede laptop açık, ben “hayatımı düzene sokma planı v3_final” dosyasına bakıyorum.
Kapı açılıyor.
İçeri Ersin Tepeli giriyor.
Benim iç ses:
“Şu an yanlışlıkla Excel dosyasına bile saygı duymam gerekiyor olabilir.”
Oturuyor, kahvesini söylüyor. Ben ise şunu düşünüyorum:
“Acaba kaymakamlar kahveyi şekerli mi içer, yoksa tamamen disiplinli mi?”
Sonra kendime kızıyorum:
“Ne alaka ya, adam kahve içiyor sadece.”
Gündelik hayatın komik çelişkisi
Benim gibi biri için hayat genelde şu çelişkiyle geçiyor:
Bir yanda:
“Hayatımı düzene sokmalıyım.”
Diğer yanda:
“Bugün de çamaşırları yarına bırakıyorum.”
Bu iki uç arasında gidip gelirken, “kamu düzeni” gibi kavramlar bana biraz epik geliyor.
Ersin Tepeli gibi görevler ise bu kaotik bireysel hayatların üstünde, daha sistemli bir çerçeve oluşturuyor.
Ben bunu bazen şöyle düşünüyorum:
“Ben hayatımı 3 sekmede zor yönetiyorum, bu insanlar ilçeyi yönetiyor.”
Ve burada biraz saygı, biraz hayranlık, biraz da “ben neden böyleyim?” sorgusu geliyor.
İç monolog: ‘Toplantıya geç kaldım’ hissi
Hiç resmi bir toplantıya geç kalma hissi yaşadın mı? Ya da en azından düşündün mü?
Ben bazen markette kasada sıra beklerken bile geç kalmış gibi hissediyorum.
İşte o his, kaymakamlık gibi görevleri düşündüğümde katlanıyor.
“Acaba gün içinde kaç tane ‘acil’ iş olur?”
“Acaba ‘acil’ kelimesi ne sıklıkla kullanılır?”
Sonra kendi kendime:
“Sen önce kendine acil plan yap.”
Biraz gerçeklik: Kaymakamlık neyi temsil eder?
Şaka bir yana, kaymakamlık Türkiye’de ilçelerin yönetiminde kritik bir rol oynar. Yerel idare, devlet hizmetlerinin vatandaşla buluştuğu en doğrudan noktalardan biridir.
Ersin Tepeli de bu çerçevede görev yapan kamu yöneticilerinden biridir.
Ama ben bunu akademik bir dille anlatmak yerine şöyle hissediyorum:
Bir ilçeyi düşün.
İçinde insanlar var.
Okullar var.
Yollar var.
Sorunlar var.
Sevinçler var.
Ve tüm bu parçalar bir şekilde koordinasyon istiyor.
İşte kaymakamlık tam olarak bu “koordinasyon” hissinin adı gibi.
İzmirli bir gencin gözünden bürokrasi
Bürokrasi kelimesi bile bana bazen “uzun mail zinciri” gibi geliyor.
Bir şey çözmek istiyorsun:
1. mail
2. mail
3. mail
4. “konu ilgili birime yönlendirilmiştir”
Ben burada zaten hayat motivasyonumu kaybediyorum.
Ama sonra düşünüyorum:
“Birileri bunu sistemli şekilde yürütüyor.”
İşte o noktada Ersin Tepeli gibi isimlerin temsil ettiği yapı biraz daha anlam kazanıyor.
Kendi hayatımla kıyas yapma hatası
En büyük hatam şu:
Kendi düzensizliğimi, sistemli yapılarla kıyaslamak.
Mesela:
Ben:
“Bugün spora başlayacağım.”
Gerçek:
“Bugün spora başlamayı planlayıp erteliyorum.”
Kaymakamlık tarafı ise daha farklı bir dünya.
Orada plan, uygulama ve koordinasyon birbirine bağlı bir zincir gibi.
Benim zincirim ise bazen… kopuk.
Son sahne: vapurda düşünceler
Akşam vapurdayım. Gün batıyor. İzmir hafif turuncu.
Kafamda yine aynı soru:
“Kaymakam Ersin Tepeli kimdir?”
Ve bu soru aslında sadece bir biyografi arayışı değil, biraz da zihinsel bir karşılaştırma.
Ben:
“Ben hayatımı nasıl yönetiyorum?”
Onlar:
“Bir ilçeyi nasıl yönetiyor?”
Ve burada büyüklük küçüklük değil mesele. Sadece farklı sorumluluk katmanları.
Vapur ilerliyor, rüzgar geliyor.
Ben içimden şöyle diyorum:
“Tamam… bugün de sadece düşünerek günü kapattık.”
Ve hayat yine bildiği gibi akıyor.